Başımızdan geçen şu olağanüstü şeyleri bir düşünün!
Sözgelimi Smithsonian Müzesi'ne gidin. İnsanın kökenlerinin gösterildiği yeni salona gidin; muhteşem şekilde organize edilmiş sergiyi bir görün. Bu salon içinde bulunan başka şeylerle beraber, 75.000 ya da daha fazla yıl önce bir ihtimal bizim tarafımızdan yok edilen belki de bizim yok etmediğimiz - henüz bilmiyoruz - muhtemelen üç, Endonezya'yı sayarsak dört tane insansıyı daha doğrusu antropoit türlerini sergiliyor.
Mezarlarını süslediklerini biliyoruz. Büyük olasılıkla dil yetilerinin olduğunu düşünüyoruz. Tinsellikleri olup olmadığını bilmiyoruz. Bunları görebileceklere çok imreniyorum...
Yakın geçmişte beni cezbeden, çekiciliğine kaptıran, beni mutlu eden yalnızca üç ya da dört şeyden ve her birinizin bu gece öyle hırs yapıp bunu ileride de devam ettirmenizi ne kadar çok umduğumdan bahsettim.
Düşünen insanlar olarak şunu bilmenizi isterim:
Nihai bir çözüm yok. Mutlak bir gerçek yok. Yüce bir lider yok. Totaliter bir çözüm yok. Sorgulama özgürlüğünüzden vazgeçersiniz; eleştirel düşünme becerilerinizden vazgeçerseniz, bunları bırakırsanız, dangalak bahtiyarlık dünyası sizin olabilir.
Fakat şunları reddederek işe koyulmalıyız:
Tüm bu iddiaları, haham başlarını, başta gelen imamları, hata yapmaz papaları, aklınızı çelmeye çalışanları, vekilleri, kıvrak politik dini ve tapınmayı, sevgili lideri, büyük lideri. Bunların hiç birisine ihtiyacımız yok.
Onlara, yaptıklarına ve taraftarlarının karakterine baktığımda şunu fark ediyorum ki; size bir görüşü empoze eden büyük hilekarlar asıl onlar!
ve benim bu geceki kendi hilem görece hafif kalır.