Osmanlı tarihi boyunca kahvehaneler dalgalı bir seyir izlemişlerse de sosyokültürel açıdan hem eğitici hem düşünceyi ve eleştiriyi geliştirici hem de toplumun bakış açısını zenginleştirici bir özellik taşımışlar. Yani şairin dediği gibi kahve hep bahane olmuş; Gönül ne kahve ister ne kahvehane / gönül sohbet ister, kahve bahane.
Osmanlı'ya kahvehanelerin gelişiyle ilgili olarak tarih kitaplarında şöyle yazar; Hakem ve Şems adında iki Suriyeli İstanbul'a gelerek 16. yüzyılda kahvehane işletmeye başlarlar. Bu yolla büyük bir servet sahibi olan Hakem ve Şems kahvehanenin ilk kurucuları olarak tarih kitaplarında yerini alırken bizlere de kahve ve kahvehane kültürünü miras bırakmışlar.
Kahvehaneler bir dönem ünlü yazar ve edebiyatçıların müdavimleri oldukları mekanlar haline geldi. Hatta romanlarını kahvehanede yazan yazarlar bile vardı. Kahvehanenin o, kendine has kokusu ve havasından ilham alan şairler ve yazarlar burada biraraya gelerek sohbet eder ve beyin fırtınası yaparlardı. Bunlardan biri de Sait Faik'ti. Sait Faik, kahvehaneler için hayat üniversitesi tanımını kullanırdı.
18. yüzyıldan itibaren kahvehanelerde yasaklamalar, bunun için tutulan hafiyeler, dalgalar, tantanalar, dumanlar devam etti. Ancak buna rağmen kahvehaneler hızla yayılıyordu. Sadece İstanbul için değil, Anadolu'nun pek çok yerinde de bu, böyle oldu. Bunun sonucunda ise konusunda uzmanlaşmış, branşlaşmış kahvehaneler ortaya çıktı; şairler kahvehanesi, zanaatkarlar, esnaflar kahvehanesi gibi.
Yapım:Ayşe Öksüz Kanal B Turkiye
Kamera: Saim Gürbüz - Mehmet Alat - Namık Uğur
Kurgu: Nisa Kasapoğlu
Jenerik: Burak Özgen
Röportajlar: Ekrem Işın / Oğuz Atalay
İstanbul - Sivas - Samsun
Yayın Tarihi: 28.Aralık.2007 - 4.Ocak.2008