https://www.facebook.com/miiziika
SALKIM SÖĞÜT
Akıyordu su;
Gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.
Salkım söğütler yıkıyordu suda saçlarını!
Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere,
Koşuyordu kızıl atlılar, güneşin battığı yere!
Birdenbire kuş gibi, vurulmuş gibi kanadından;
Yaralı bir atlı, yuvarlandı atından.
Bağırmadı, gidenleri geri çağırmadı.
Baktı yalnız dolu gözlerle;
Uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!
Ah ne yazık, ne yazık ki ona;
Dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,
Beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!
Nal sesleri sönüyor perde perde,
Atlılar kayboluyor, güneşin battığı yerde!
Atlılar, atlılar, kızıl atlılar…
Atları rüzgâr kanatlılar!
Atları rüzgâr kanat...
Atları rüzgâr...
Atları...
At...
Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!
Akar suyun sesi dindi,
Gölgeler gölgelendi,
Renkler silindi,
Siyah örtüler indi mavi gözlerine...
Sarktı salkım söğütler;
Sarı saçlarının üzerine…
Ağlama salkım söğüt, ağlama!
Kara suyun aynasında el bağlama!
El bağlama, ağlama!
Nâzım Hikmet